HAFTALIK EKONOMİ BÜLTENİ
Hürriyet Gazetesi:
ABD Merkez Bankası'nın önceki Başkanı Alan Greenspan'e göre, ulusal ekonomilerin verimsiz çalışmasının iki ana sebebi vardır. Bunlar: 1. Kötü muhasebe ve 2. Alt-optimizasyon'dur. Muhasebe meseleleri, beni çok ilgilendirir. Kötü yani hatalı muhasebe, iş hayatında hangi seçeneğin (ürün, süreç, araç, model, sistem v.s.) kârlı veya kârsız, pahalı veya ucuz, yararlı veya zararlı olduğunu bilmeden karar almaya sebep olur. Alt-optimizasyon, (İngilizcesi sub-optimization) pek aşina olmadığımız bir deyimdir. Türkçede en yakın karşılığı “küçük hesap”tır. Kötü muhasebe ile küçük hesap birbirini tamamlar. Birisini eleştirirken ona, “küçük hesap yapıyorsun” veya “küçük hesap peşindesin” demek; olayın bütününü görmeden, sadece kendi kısır çıkarını kolluyorsun, bu hatalı davranış da sonunda, sandığın kadar işine yaramayacaktır anlamına gelir. (Ege Cansen, Çevreci Kahraman Bakkal, 17.07.2010)
Milliyet Gazetesi:
Ülkede tüketim ne kadar artacak, yatırımlar ne kadar olacak, memur maaşları artacak mı, artmayacak mı, askere, okula, hastaneye ne kadar para aktarılacak, ekonomi ne kadar büyüyecek, hükümet ne kadar borçlanacak... Bütün bunlar kurulacak dengelere bağlıdır. Dengelerin bir bölümü bu ülkede yaşayanları ilgilendirir. Bazılarıysa dışarıdakilere ülke ekonomisinin sağlıklı olup olmadığını gösterir. Dışarıdakiler: (1)Ülkenin bütçe açığının boyutuna bakarlar. Bütçe açığının milli gelire oranı nedir? Çünkü bütçe açığı borçlanılarak kapatılır. Ülkenin borçları artıkça ülke borçlarını ödeyemez hale gelir. (2)Kamu borçlarının boyutuna bakarlar. Kamu borçlarının milli gelire oranı nedir? Ülke faiz dışı fazla vererek borçları ödemeye niyetli mi, yoksa borcu borçla mı döndürüyor. (3)Ülkenin büyüyüp büyümediğine bakarlar. Bütün bunlar ise ülkede mali disiplinin ciddiyetle uygulanması halinde gerçekleşebilecek hedeflerdir. Mali disiplinin sürekli olması, ülkede bu disiplini sağlayacak zorunlu bir düzenin mevcut olmasına bağlıdır. İşte bu zorunlu düzeni oluşturmak için Sayın Babacan, Mali Kural’ı gündeme getirdi…. Bütün hazırlıklar tamam idi... Ne yazık ki vuslat kaldı bir başka bahara! Sayın Babacan “nasıl üzülmesin?” Mali Kural’ı kendi için gündeme getirmedi ki? Acaba Mali Kural’a kim, veya kimler “taş koydu”? (Güngör Uras, Sayın Babacan’ı üzdüler, 18.07.2010)
Radikal Gazetesi:
Hafta içinde iki önemli veri seti açıklandı: İşsizlik oranı ve 6 aylık bütçe uygulama sonuçları. Her iki veri seti de ilk bakışta Türkiye’nin yeni bir mucizeye imza attığını gösteriyor bize… Mucize gibi görünen her olayın bilimsel bir açıklaması vardır. Türkiye ekonomisinin krizle birlikte yaşadığı en önemli mucize bütün koşulların kötüleşmesine karşılık faizlerin yükselmemiş olmasıydı. 2009 yılında bütçe açığı, borçlanma, işsizlik ve enflasyon arttı ama faizler düşük kalmaya devam etti. Yıl içinde iniş çıkışlar olsa da faizler 2009 yılında 2008’e göre düşük kaldı. Bu yılda da şimdilik 2009’a göre düşük gidiyor. Bütçedeki toparlanmanın bir nedeni de faizlerin düşüklüğü. Bu mucizenin nedeni ise geçmişte zaten çok yüksek tutulan faizlerin krizde TCMB’nca hızla düşürülmesiydi. Mucize havasına kapılır da mali kural ve vergi gibi alanlarda yapısal reformları ertelersek mucizelerin sürdürülemez olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. (Mahfi Eğilmez, Mucize, 18.07.2010)
Akşam Gazetesi:
Soğuk savaşın bitmesi dünya siyaset dengelerini değiştirirken, Çin ve Hindistan da ekonomik dengeleri değiştirmeye başladı. Sosyalist blokun dağılması ile Doğu Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği ve NATO üyesi oldular. Ekonomik olarak da Batı'ya entegrasyonları gerçekleşti. SSCB'nin Rusya olarak yeniden oluşmasıyla Orta Asya'da yeni devletler kuruldu. Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ın adları Türki devletler olarak geçmeye başladı. Binlerce yıldır her yöne insan hareketliliğinin merkezi olan Orta Asya'nın 21.yüzyılda çekim alanı durumuna gelmesi gözden kaçırılmaması gereken bir olasılıktır. Avrupa ve Asya kıtaları, kısaca Avrasya dünya nüfusunun ve enerji kaynaklarının dörtte üçüne sahiptir. Dünyanın toplam üretiminin ise %60'ı bu bölgede yer almaktadır. Avrasya ana kıtasının çekirdeğini oluşturan Orta Asya'nın demografik yapısı önümüzdeki on yıllarda oluşabilecek stratejik rekabetin işaretlerini taşımaktadır. Soğuk savaşın bitmesiyle, ekonomik paylaşımda yer almak isteyen devletler ve çok uluslu şirketler zengin doğal kaynaklara sahip Orta Asya bölgesini bir çıkar çatışması alanına dönüştürmüştür. Dünyanın en güçlü devleti olarak bu bölgede de etkili olma çabasındaki ABD, Avrasya'dan kopuk bir ada-kıta devletidir. Bu sebeple ABD, fazla riske girmeden, bu bölgeyi kontrol edebilecek ittifaklara ihtiyaç duymaktadır. Bu gereksinim nedeni ile Türkiye gibi jeokültürel ve jeopolitik yakınlığı olan bir ülkenin Orta Asya ile bağlantısı ABD için değer kazanmaktadır. (Deniz Gökçe, Uyuyan Dev: Orta Asya, 13.07.2010)
Vatan Gazetesi:
Geldiğimiz noktayı kısaca özetleyelim. Krizin nedeni üretim ve talebin küresel dağılımında biriken dengesizliklerdir. Dış açık ve fazlalar buna işaret ediyor. Geri planda tasarruf oranlarının uyumsuzluğu yatıyor. İki ülkeli bir model (ABD-Çin) kullanıyoruz. Önce ABD’ye odaklandık. Krize özel kesimin tüketim fazlası götürüyor. Krizle birlikte özel kesim tasarrufunu yükseltiyor. İç talep ve üretim düşüyor. Hükümet Keynes’çi politika uyguluyor. Dev bütçe açığı tüketim düşüşünü kısıtlıyor. Avantajı: Resesyonun derinleşmesini ve işsizliğin daha da artmasını engelliyor. Sorun: Tasarruf yetersizliği (dış açık) sürüyor. Sadece özelden kamuya geçiyor. Neticede düzeltme süreci başlamıyor. Statüko devam ediyor. ABD için optimal çözüm bu mu? Belli ki hayır. Gerileyen iç talebin yerini dış talebin almasını gerekirdi. Bu takdirde düşen tüketim oranına rağmen ekonomi ihracatla büyür yani düzeltme yumuşak şekilde (intizamlı) gerçekleşirdi. Dış talebin nereden geleceği açıktır: Çin. Ne kadar vurgulasak azdır. Küresel düzeltmenin kritik oyuncusu Çin’dir. Tüketim oranının yükselmesine ne zaman ve ne kadar yanaşacak? Küresel düzeltmenin trilyonlarca dolarlık sorusu budur. Gerisi ayrıntıdır… Şimdi mevcut duruma göz atalım. ABD politika önceliğini resesyon ve işsizlikle mücadeleye veriyor. Tasarruf oranında düzeltmeyi uzun döneme bırakıyor. Dolayısı ile sıfır faizi ve dev bütçe açıklarını sürdürüyor. Gelelim Çin’e. ABD’ye ihracatta sorun çıkmadığına göre başarılı olmuş büyüme modelini değiştirmesi için fazla neden gözükmüyor. Daha açık söyleyelim. ABD’nin seçtiği politika kümesi Çin’i tüketim oranını yükseltecek tedbirler almaya zorlayamıyor. Tam tersine, modelin sürdürülmesini mümkün kılıyor. Çin’in tavrı kendi çıkarları ile uyumludur. Küresel düzeltme sürecinde ABD statükoyu bozamayınca Çin de geçmişteki gibi statükodan yararlanmayı seçiyor. ABD gibi o da zamana oynuyor. İleride koşullar değişirse düşünürüz diyor. İlginç sorulara ulaştık. Statüko daha ne kadar sürdürülebilir? Dengesizlikte dengeyi kim, nasıl bozar? Sonu nereye gider? Devam edeceğim. (Asaf Savaş Akad, Statüko düzeltmeye karşı, 13.07.2010)